İnceleme: David Eddings - Belgariad Serisi : Aldur Taşı'nın İzinde

“Bir gün, Tanrı Aldur bir çocuk kalbi büyüklüğünde, küre şeklinde bir taş aldı ve yaşayan bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. İnsanların Aldur Taşı dedikleri bu canlı mücevherin gücü çok büyüktü ve Aldur onunla mucizeler yarattı.”

Epik fantezi türünde yazan Amerikalı yazar David Eddings’in “Belgariad Serisi”ni sizler için ben ve içimdeki benler olarak güneşli bir kış sabahında, bir yandan kahvemizi yudumlayıp bir yandan da sayfaları karıştırarak inceledik. :sweat_smile: Haliyle her kafadan bir ses çıktı… Pek tabii tüm bu seslere kulak vermek zor olacağından makul olan kısımları bir arada toplayarak mümkün olan en kısa şekilde sizlerin beğenisine sunuyorum.

Kimdir bu David Eddings?

İlk kitaplarını genel kurgu(roman) türünde vermiş olmasına rağmen muhtemelen “Ben epik fantezi türünde daha başarılı olurum yahu,” diyerek genel kurguyu terk etmiş ve bizlere bu şahane, tadımlık fantastik kitapları yazmıştır. Peki, böyle bir karar almasına neden olan kimdi? Tabii ki J.R.R Tolkien…:mage:

Kendisi 2009 yılının güneşli ve bir o kadar sıcak bir günü olan Haziran’ın ikisinde aramızdan ayrılarak biz sevenlerini ve dostlarını üzmüştür. Dostlarının ve hayranlarının Eddings’e olan sevgilerini aşağıdaki resimde kendiniz de görebilirsiniz.

Bu fotoğrafa bakar bakmaz hemen aklımıza şu soru geliyor: Neden insanlar David Eddings’i bu kadar seviyordu? Burada bizlerin yardımına Eddings’in arkadaşlarının söylemleri koşuveriyor.

Şöyle diyor HarperCollins’deki uzun zamandır birlikte çalıştığı yayıncısı Jane Johnson:

Dünya çapındaki devasa başarısı ve ünü Dave’i hiç değiştirmedi. O başarısı hakkında kendisini daima geri planda tutardı. Bir keresinde “Asla Nobel Edebiyat Ödülü alma tehlikesine düşmeyeceğim, ben bir hikaye anlatıcısıyım, kâhin değil. Sadece iyi bir hikayeye ilgi duyarım,” demişti. Eddings kitap okumayanları kitap okumaya alıştırmaktan her zaman memnun olmuştur. “Bunu belki de hayatımın amacı olarak görüyorum,” demişti 1997’de. “Ben bir veya iki jenerasyona okumayı öğretmek için buradayım. Benimle işleri bittiğinde ve artık onları zorlayıp ilgilerini çekmediğimde, beni bırakıp Homer ya da Milton gibi önemli kişilere geçebilirler.”

Yayıncısının da sözleriyle kendisini daha iyi tanıdığımıza göre artık Belgariad Serisi’nin içeriğine geçebiliriz diye düşündük.

Belgariad Serisi ne anlatır?

Öncelikle burada belirtmek isteriz ki Belgariad Serisi bir büyüme hikâyesidir. Garion’un çocukluktan çıkıp erkekliğe doğru olan yolculuğunda yaşadıklarını, hissettiklerini ve kendisini tanımasını anlatıyor. Pol Teyze’nin Garion’a olan hassasiyeti ve düşkünlüğü, ona sürekli yaşından daha küçük bir çocukmuş gibi davranması başlarda sinir bozucu oluyor hem karakterimiz hem de okuyucu için ama düşündüğümüzde ve kendimizi de olaya dâhil ettiğimizde hepimizin çocukluğunda böyle bir dönemin olduğunu ister istemez kabul ediyoruz. Evet, bizler de büyümek isteyen çocuklardandık fakat ailemiz bizi hep o tatlı ufak çocukları olarak görmek istediler ve bunu bir türlü kabul etmediler.

Garion kendi karmaşık duyguları ile birlikte Pol Teyze, Bay Kurt ve birkaç sadık dost ile birlikte amansız bir maceraya atılıyor. Uzun süreli bir kaçış sürekli eski günlere özlem duymak hasretine dönüşüyor. Eski sakin ve azarlandığı hayatı özlüyor fakat bu özlemin ardında ise alması gereken sorumlulukların korkusu var. O artık büyüdüğünü ve bir erkek olduğunu kabul etmek zorundadır.

Burada romanın biraz daha derinine inelim diyoruz ve bazı ilgi çekici bilgileri verme kararı alıyoruz. Sonra yine buraya döneceğiz.

Tanrılar, Irklar ve diğerleri:

Belgariad serisinde aslında sekiz tanrı bulunmaktadır fakat bunların bir tanesinin yeri oldukça farklıdır. Her bir tanrının kendisine has bir simgesi/totemi bulunmaktadır. Ben bu tanrılardan hepsine değinmeyeceğim. Bir kısmını okurken yaşamanız için eksik bırakacağız.

Tanrı Aldur(Baykuş):

Dünyayı yaratan yedi kardeşten en büyüğüdür. Aynı zamanda kitaplara konu olan Aldur taşının da yaratıcısıdır. Diğer tanrılar gibi kendisine bir ırk yaratmamıştır ve yalnız olmayı seçmiştir fakat Büyücü Belgarath ve Büyücü Polgara gibi bazı öğrencileri olmuştur. Daha çok usta/çırak ilişkisi kurmuştur.

Tanrı Torak(Ejderha):

Habislerin en habisi, kötülüğün babası olan tanrıdır. Tüm tanrılar uyum içinde kendi yarattıkları halkları veya yalnızlıkları ile yaşayıp giderken Tanrı Aldur’un yarattığı Aldur taşının varlığı, Torak’ın içindeki bu habisliğin giderek fokurdamasına ve kendince bir plan yapmasına sebep olur. Kıskanç, fesat, bencil, acımasız olduğu için kendi yarattığı Angarak halkına da sürekli eziyet etmiştir.

Bir gün kardeşi Aldur’un yanına giderek ona “Kardeşim bu taş seni kardeşlerinden ayırıyor, seni delirtiyor onu hepimizin selameti için bana vermelisin,” diyerek almaya çalışmış fakat işler hiç beklediği gibi olmamıştır. Taşın yaradılışı gereğince tamamen saf bir kalbin ona dokunmasına izin vermektedir. Tanrı Torak bu saflığa sahip olmadığından taş onun yüzünün yarısını yakmış ve bu korkunç acı da onun delirmesine neden olmuştur. Bundan sonra da yeniden uyanmak üzere yarı-uyanık bir uykuya yatmıştır. Tabi bu hadiseden sonra “Torak başımıza bela olacak en iyisi biz taşı büyücülere emanet edip çekip gidelim,” diyerek bize okuyacak güzel bir hikaye bırakmışlardır.

Tanrı UI:

Hikâyesi bir harikadır. Kendine ait bir halk istememiş olmasına rağmen sonunda bir halkın ona yalvarmalarına daha fazla kulaklarını kapatamayarak bu halkı kabul etmiştir. Burada fazla bilgi vermek istemem ancak okursanız belki de en çok etkileyici geçmişe sahip tanrılardan biridir. Ayrıca bu halktan bir karakterimiz var ki serinin içinde belki de tepkileriyle en dikkat çekici karakterdir. Arkadaşa dokunmamanız önemle rica olunur. İçimdeki diğer benler bu konuda uyarı yapmamı şiddetle belirttiler.

Tanrı Mara(Yarasa):

Hikâyesi çok acı olan bir tanrıdır kendisi. O kadar çok acı çekmektedir ki ruhu kendi topraklarında sürekli acı feryatlar eşliğinde bağırarak ağlayıp durur.

Haritamızı da karşımıza aldığımıza göre ırklara ve toplumlara bakabiliriz artık. Hazır mıyız? Çıkarın bakalım büyüteçleri… :face_with_monocle:

Alorn Halkı:

Hikayemizde baş rol oynayan karakterlerimizin de içinden çıktığı bu halk Belar’a tapmaktadır. Haritamızın Kuzeyindeki bölgelere yayılmış olmakla beraber alaycı, pervasız ve iyi savaşçıları barındırırlar. Eskiden tek krallık (Allorya) olsalar bile taşı korumak için dört farklı krallığa bölünmüşlerdir.

Riva Halkı:

Gri ve puslu havasından ödün vermeyen bir ada krallığı olmakla beraber zamanında taşa dokunabildiği için kutsal sayılan Riva Kralı tüm Allorn krallıklarının efendisi olarak kabul edilir. Aslında iyi niyetli olmalarına rağmen biraz soğuk ve içe kapanık bir duruşları yok değil.

Çerek Halkı:

İri yapılı, dayanıklı, sert kışla baş edebilen, güçlü, av ve içkiyi seven bu halk aslında Allorn’ların reisi olmalıydı ama o zamanki durumlar da göz önüne alındığında Riva Kralının üstünlüğünü kabul etmişler. Denizcilikte oldukça gelişmiş olup toprakları Kuzey’de yer almaktadır. (Sol Üst)

Dranisya Halkı:

Zekâyı gücün önünde tutan ve bataklıklarla çevrili bir bölgede yaşayan bir halk. Özellikle casusluk konusunda bir çığır açmışlardır.

Algarya Halkı:

Güney sınırında yaşayan bu halk Murgolara çok yakındır. Murgolara karşı olan acımasızlıklarıyla bilinirler ve at üstünde yaşayan göçebe bir toplumdur.

Angarak Halkı:

Daha önce de bahsettiğimiz gibi Tanrı Torak’ın halkıdır. Çok fazla krallığa bölünmüşlerdir ve her bir krallık Torak tarafından takdir edilmek için elinden geleni ardına koymamaktadır.

Sendarya:

Birden çok tanrıya aynı anda saygı gösteren daha çok tarıma dayalı bir halk olmakla beraber oldukça pratik ve çok çalışkanlardır.

Aslında daha bahsedilecek çok ırk ve toprak var. Cthol Murgas, Gar og Nadrak, Mishrac ac Thull, Malorya, Grolimler, Arendler, Mimbreliler, Asturyalılar, Erat, Tolnedra halkı, Nyissalılar, Maraglar… Tanrısı olmayan ırklar; Ulgo, Karand, Melcene, Morindim… Pek tabi bunların hepsini söylemeye kalsak burada hepimiz perişan oluruz. Bazı şeyleri de okuyup görmek ve yaşamak gerek arkadaşlar.

Son olarak yukarıdaki mevzuya geri dönelim. Özellikle ana karakterlerin alaycı tavırları, kendi aralarındaki laf çarpmaları, bolca diyalog okunuşu oldukça keyifli bir hale getiriyor. Tanrıların halkları yaratırken beceriksiz davranarak yarattığı bazı çarpık yaratıklar, yılan tanrı İssu’nun yılanlıkları yüzünden Büyücü Polgara’nın “Yetti artık canıma bu tanrı!” diyerek ona bir güzel dersini vermesi de cabası. Unutmadan arkadaşlar serinin bazı noktalarında Zaman Çarkı ile olan bir sürü benzerlik bulabilirsiniz. Aynı zamanda kendisi ağır bir Tolkien hayranı olduğu için Tolkien eserlerinden de benzerlikler yakalayabilirsiniz.

Ayrıca yazarın çevrilmemiş üç tane daha yan kitabı bulunuyor. “Belgarath the Sorcerer, Polgara the Sorcerers, The Rivan Codex.” Bunların dışında serinin devamı niteliğinde başka maceraları anlatan beş kitaplık bir de Malloryan Serisi bulunmakta. Mallorya serisi de Metis Yayınları bünyesinde çıkmaya devam ediyor.

Eh uzun lafın kısası; David Eddings iyidir. Güzel bir hikaye anlatıcısıdır. Kitaplar akıp giderken ne ara koca beş kitabı okuduğunuzu anlamazsınız. Yorucu değildir ve hareketli bir dünyası vardır. Aralarda kafanızı dağıtmak isterseniz ben ve içimdeki diğer benlerin tavsiyesidir. Ha, okunacak bir seri daha çıkarttı Agape başımıza diye linç etmek yok yoksa sizi Polgara’ya şikayet ederim. :grimacing:

Şaka bir yana, eğer buraya kadar okuyabildiysen sana minnettarlığımızı sunmaktan büyük bir şeref duyarız ve aşağıya minik dahi olsa bir yorum bırakırsan (yirmi karakteri unutma :smiley: ) seni kutsayacağımıza ve evde bir şenlik ateşi yakacağımıza (küçük bir mum :roll_eyes:) söz veriyoruz. Başınıza yeni bir seri bulaştırmak üzere sevgiler, hoşça kalın. :vulcan_salute:

24 Beğeni

Seriyi yarım bıraktım. İçinde orijinal neredeyse hiçbir şey bulamadım. Tamamen klişelerden ibaret. Belki çok çok büyük bir boşluğa düşersem yazarın diğer serilerine bakmadan bitirebilirim.

Burada eğer yazıyı okusaydınız Eddings’in kendisinin mükemmeli hedeflemediğini sadece hikaye anlatıcılığı yapmak ve okuma alışkanlığı olmayan kişilere keyifli bir eser sunmayı amaçladığını görebilirdiniz. :slight_smile:

Burada kişilerin beklentileri ve okuma tarzlarında ne aradıkları da çok önemli. Siz bir Zaman Çarkı detayı arıyorsanız bulamazsınız. Bu Genç Kurgu bir seridir ve bir çocuğun büyüme hikayesinin efsanelerle yedirilmiş halidir. Güzel de bir hikayesi ve dili vardır.

Tamamen klişe demek bence büyük bir ön yargı… Tanrıların yaratmayı beceremeyip dünyaya terk ettiği acınası türleri ben şu ana dek bir yerde okumadım. Bir adamın günlerce kendisini yalvarmaya adayıp da tanrının dikkatini çekmeye ve onu kendilerini kutsaması için ikna etmeye çalışmasının azimli hikayesini ben başka yerde okumadım. Bütün evlatları katledildi diye kahırdan maf olup dünyaya bir alamet gibi çöken bir tanrı da daha okumadım. Elbette bunlar size hitap etmeyebilir. Saygı duyarım. ^^

9 Beğeni

Beş kitabı da dün sipariş ettiğim için bu başlık ve altında güzel bir incelemeyle karşılaşmak beni oldukça şaşırttı. Buna sizin büyünüzün mü yoksa aklınıza Tamuli ve Elenium’un tekrar basılmasını düşüren ben mi sebep oldum bilemiyorum. Ellerinize sağlık. Merakım körüklendi.

Kitabın akıcı görüldüğünü ve diyalog ağırlıklı olduğunu bilmiyordum. Tanrılar hakkında bahsettiklerinizi öğrenmek için sabırsızlanıyorum.

2 Beğeni

Eylül’den beri üşeniyordum. Arada sırada bir şeyler yazıp bırakıyordum sürekli. En sonunda üşengeçliğimden sıyrılıp yazdım ve tekrar üşenmeye geçiyorum. :smiley: Bunda hem sizin hem de dün başka bir yerde konusunun geçmesiyle ve benim “Ya, Malloryan mı okusam acaba?” diyerek kendimi geçiştirmeye çalışmamın etkisi büyük. Keyifle okumanızı dilerim. :blush:

2 Beğeni

Benim için bir kitabı değerli yapan tek şey içindeki özgünlük. Akıcılığı ya da hikaye dili benim için pek bir anlam ifade etmiyor. Muhtemelen bu sebeple bana hitap etmedi. Ben açıkçası seriyi pek orijinal bulamadım. Tabii ki 5 kitaplık bir kurgu seride belirli ölçüde özgünlük olacaktır ama inanın 20 sayfada çok daha fazlasını verenler var.

Dediğim gibi bana hitap etmedi sadece. Yoksa okunmayacak bir seri değil. Gayet sürükleyici keyifli bir seri hatta.

3 Beğeni

Bu arada unutmuşum… İçinden şöyle bir harita çıkması gerekiyor arkadaşlar. Yeni alacakların dikkat etmesi gerekli.
@Shisubeki

4 Beğeni

Yaaa, şu an çok mutlu oldum biliyor musun… Musunuz… İçindeki benlere selam söyle. :joy: Bu arada çift yıldız ne işe yarıyor bilmiyorum. Neyse…
David Eddings okumayı çok seviyorum, gerçekten başarılı bir hikaye anlatıcısı kendisi.
Yarattığı fantastik dünyaların kendine özgü bir tarzı var. Mesela ne zaman bir Riva tasviri okusam eve dönmüş gibi hissediyorum, öylesine kucaklayıcı yani benim için.
Kitabın akıcılığı bir yana, beni seriye en çok bağlayan etmenlerden birisi de karakterlerin nüktedanlığı ve aralarında gelişen samimi ve komik diyaloglar oldu. Kaç seride birbirlerine bu kadar bağlı ve gülümseten bir grup var bilmiyorum.
Bu arada Malloryon da çok güzeldir, gerçi bitiremedim ya ben onu bir türlü, kısmet olmadı. Çok sevmiştik birbirimizi aslında. :smiley:
Ellerine sağlık, gece gece keyiflendim, hem de nasıl! :slight_smile:

6 Beğeni

Malloryan okumak istemiyorum. Belgariad bittikten sonra kendimi büyük bir boşlukta hissettim. Hızlıca sömürmenin verdiği o derin boşluğu bilirsin. Biliyorum ki başlarsam bitireceğim. Dayanamayacağım ve bitsin istemiyorum. Sırf gözümün önünde daha okunacak çok kitabı dursun diye gittim Tamuli üçlemesini de aldım. :smiley:

Çift yıldız konusunu anlamadım. Nedir o? :smiley: Bir de nasıl istersen öyle hitap edebilirsin. Sizler, bizler filan benim için sorun olmaz. Takılmam böyle şeylere. İçinden nasıl geliyorsa o şekilde konuşabilirsin. Bu diğer arkadaşlar için de geçerli. :blush: İçimdeki benlerin de sana selamı var.

4 Beğeni

Siz derken içindeki benleri kas etmiştim zaten. :joy: Elenium üçlemesini de okudum ben ama Tamuli biraz politik geldi, yine de okuyacağım.
Malloryon’u oku bence ya, maceralar daha da ilgi çekici bir hale geliyor.
Çift yıldız meselesi de şu, mesajlarda bazen insanların bir cümlenin başına ve sonuna çift yıldız koyduğunu gördüm de, acaba biçimsel bir farklılık mı yaratıyor merak ettim. Ne bileyim, yazıyı kalınlaştırırsın, italikleştirirsin falan ya…
Bu arada bunu fantastik kategorisine açsaydın daha güzel otururdu sanki. Neyse, teşekkürler bana bu güzide seriyi tekrardan hatırlattığın için. :slight_smile:

3 Beğeni

İncelemeyi keyifle okudum , eline emeğine sağlık. :grinning:

3 Beğeni

Tamuli Serisinde aslında benim en çok dikkatimi çeken “Parıldayan İnsanlar” kitabı. Bazı açılardan Brandon Sanderson’un Fırtına Işığı Arşivleri ile acaba bir benzer yanları var mı diye merak etmiyor değilim. Arka kapak yazısını okuyunca insan benzer yönler bulabiliyor. Tabi yayınevinin betliğini de unutmamak lazım. Bu arada konuyu aslında inceleme olarak gönderecektim ama belli başlı kriterlere uymakta hep zorluk çekmişimdir. :smiley: O yüzden incelemeye attım oradan da Nemo bu yana taşımış. :joy:

Malloryan’ı en zor günlerime saklıyorum. Depresyonun dibine vurduğum bir gece ansızın başlayacağım…

İncelemenin hiçbir yerinde çift yıldız görünmüyor bende. :thinking: Acaba şundan mı bahsediyorsun? ^^ Emin olamadım şimdi. :smiley: Ama okuman için metinde değişimler oluyorsa ve kodlar da görünüyorsa yıldızlar var kodlu görünümünde. O yıldızlar kopyala-yapıştır yapınca geliyor bazen. Kalın görünmesine yarıyor ara başlıkların.

Rica ederim. Senden de bi Malloryan incelemesi bekliyoruz o zaman. :smile:

@Anita Teşekkür ederim. :blush:

4 Beğeni

Elinium ve Tamuli’yi 6.45 basmış ama iyi günlerine denk gelmişse demek, çevirisi gayet iyi bence.
Tamuli’yi ve Malloryon’ı bitirdiğimde yazacağım buraya, bitirmiş olursan ıncıını cıncığını çıkararak hunharca tartışmak isterim. :slight_smile:
Valla ben o depresif günlerimde Diskdünya düşünüyorum, ama Malloryon da olur tabii.
Ha, anladım. Ben biçimsel bir şey var sanıyordum. :slight_smile: Benden de bir malloryon incelemesi… Faruk eczanesiii, Faruk eczanesiii. :joy: Valla bitirdiğimde mutlaka yazmayı kafama koyayım o halde, çünkü sevdiğim kitaplara inceleme yazmak istiyorum gerçekten aslında. Üşengeçliği ve tembelliği bir kenara bırakabilirsem… Bırakayım en iyisi. :joy: Neyse çenem düştü ufaktan kaçayım. :joy:

4 Beğeni

İnceleme bende Harry Potter’ın epic olanıymış gibi bir his bıraktı.

1 Beğeni

Öncelikle bu güzel inceleme için teşekkür ederim sizlere yani Agapelere. Çok güzel ve detaylı bir inceleme olmuş hatta keşke diğer ırklara da değinseydin ben baya merak ettim özellikle de Algarya halkını Murgolara neden acımasızlık yapıyor ve nasıl bir acımasızlık bu? Angarya iş mi yaptırıyorlar? :smiley: Neyse soğuk esprileri bir kenara bırakırsak daha da merak ettim seriyi ama ben ilk kitabı yarıyı biraz geçmiştim ki bıraktım. Elimdeki kaynak kötüydü daha fazla o şekilde okuyamadım daha iyisini bulmak için internetim de yoktu vazgeçtim ama bir oturuşta yarıladığımı hatırlıyorum o derece akıcıydı. Biraz bakayım nasıl bir şeymiş bu diye araştırma yaparken daha önce 2-3 defa okumaya çalıştığım ama anlamayıp bıraktığım Zaman Çarkının Belgeraid’dan en çok etkilenen eserlerden biri olduğunu öğrendim. Dedim dur Belgariad’ı sevdim ama elimde düzgün kaynak yok Zaman Çarkına bir şans daha vereyim. Gerisini biliyorsun. :smiley:

@Lezek size kesinlikle katılmıyorum. Belgariad olabildiğince özgün bir seridir. Diğer birçok eser ondan esinlenmiştir. Günümüzde tüm eserler elf, cüce, ejderha kullanıyor diye Yüzüklerin Efendisine özgün değil demek gibi bir şey bu bence. Orijinal neredeyse hiçbir şey bulamadım demişsiniz ama siz Belgariad gibi serilerden esinlenmiş serileri okuduğunuz için bulamamışsınız bence 1985 yılında okusaydık Orta Dünyadan etkilenmiş ama olabildiğince özgün bir seri derdik bence Belgariad için. Ayrıca Robert Jordan’ın kendisi en çok Dune ve Belgariad serilerinden etkilendiğini söylemektedir. Zaman Çarkı dünyanın en iyi epik fantazya serilerinden biri olmasına karşın Belgariad’dan çokça etkilenerek yazılmıştır. Bence bu orijinallik işaretidir. Tabi sizin görüşünüz sizin düşünceniz.

7 Beğeni

Ahahaha. Hayır işkence ve eziyet ediyorlar. Katlediyorlar efendim. Eğer sen bu seriyi okusaydın beni yüzde yüz birisine benzetirdin ama bunu söylemeyeceğim. Okumanı bekleyeceğim.

Mesela şöyle bir tüyo da verebilirim; sahaflarda eski baskını 5 tl’den veriyorlar. Almayanı dövmüyorlar ama 5 tl bence gayet ucuz. İlk kitap biraz giriş ama diğerleri çok daha güzel ilerliyor. Tüm karakterleri tanıdığın için daha da keyifli bir hal alıyor. İlk aldığımda ben de ilk 10-15 sayfasını okumuş ve nedendir bilmem o giriş sahnesini bir türlü unutamamıştım. Benim gibi unutkan birinin bile aklında aylarca kaldı. Öyle ki bazen rüyamda bile görüyordum ortamı. En sonunda dayanamadım ve okudum. Harikaydı gerçekten.

4 Beğeni

Silmarillion 1977’de, D&D 1974’de çıkmışken, Belgariad serisi üzerine ne koyabildi ki? 1968’de Yerdeniz serisi başlamışken, 1985 çok da eski değil açıkçası.

Sadece kurgu eserler okuyan biri olarak günümüze kadar hangi fikrin nasıl olgunlaştığını görebiliyorum. Başka eserlerden esinlenip esinlenmemek değil, üzerine ne koyulduğu önemli olan. Tolkien, kendisinden öncekilerin yapmadığı birşey yaptığı için değerlidir. Günümüzde daha iyi eserlerin yazılmış olması onun değerini azaltmaz. Ama açıkçası ben Belgariad serisini zamanına göre değerlendirdiğimde böyle bir özgünlük göremiyorum.

Tabii ki bu sadece benim görüşüm. Belirttiğiniz kadar esinlenilmiş bir seriyse eğer muhtemelen yanılıyorumdur.

2 Beğeni

Bizim burada öyle bir sahaf yok. Belgariad’ı bulamazsın hadi buldun 5 olmaz. Klasik 15 der 10’a alırsın adamları 20 senedir tanıyorum yine de 5’e vermez.

1 Beğeni

Sadece Zaman Çarkı için bakarsak eğer 1990’da yayınlanmış ilk kitap ve Belgariad ise 1982’de yayınlanmış. Tolkien için bakarsak eğer zaten David, Tolkien’den etkilenerek bir dünya yaratmış ve işin özünde insanlara okuma alışkanlığı kazandırmak ve hikaye anlatıcılığına önem vermiş. Burada üstüne bir şeyler katmak olarak bence dilinin hafifliği ve insanlara verdiği okuma zevkini düşünebiliriz. İlk etapta fantastikle hiç tanışmamış birisinin kalkıp Yüzüklerin Efendisi’ni okumak yoracaktır. Kaldı ki bence bir yazarı bir başka yazar ile çarpıştırmak büyük yanılgı. Hepsinin kendi tarzı ve anlatım şekli, hikayesi var. Birisi hikayeyi güzel işler bir diğeri ise daha yaratıcı davranmıştır, daha ağdalı bir dil kullanmıştır vs. Bence burada büyük bir hataya düşüyoruz. Eğer her yazarı başkalarıyla çarpıştırmaya kalkarsak okunacak iki ya da üç yazar kalır elimizde kurgu alanında. Eskiden beri bu yazarlar birbirlerinden etkilenmiş ve bunu hiç çekinmeden belirtmişlerdir. Ayrıca Yüzüklerin Efendisi’nden etkilenip de binlerce cüce, elf vs. kullanan bir sürü kitap varken David Edding’in bu türleri kullanmadan fantastik kurguda bu kadar güzel bir anlatıcı olması bence bir başarıdır. Bugün bile hala insanlar öykülerinde, kitaplarında bu ırkları kullanıyorlar. Bir tek Eddings için demiyorum ama ben çok farklı ve değişik türleri hep böyle geri planda kalmış eserlerde gördüm.

Düzenleme: Bir de eklemek isterim ki sanırım tamamını okumadınız serinin yarım bırakmışsınız. İlk kitap belki yazarın da acemiliğine gelmiştir. Bu olabiliyor. Seriyi tamamen okusaydınız belki gerçekten hoşunuza giden nüanslar bulabilirdiniz. Fakat böyle yarım bakıp başka okuduklarınızla karşılaştırınca biraz haksızlık gibi duruyor. Çok fazla ön yargınız var. Bir gün bu ön yargılarınızı kırabilmeniz ve kıyaslamalarınızı kenara koyarak bu güzel maceraları tadında yaşamanız dileği ile.

7 Beğeni

Karşılaştırma yapmamın sebebi yaptığım alıntıya cevap vermekti. Yazdıklarınızın hepsinde haklısınız.

2 Beğeni